Sevgi ve Karakter İnşası

Bir çocuğun muteber bir şahsiyete ve sağlıklı bir psikolojiye sahip olması için ihtiyaç duyduğu şey nedir? Müreffeh bir hayat mı, o ne isterse yerine getirmek mi, çeşit çeşit oyuncaklar mı, sertlik mi yoksa disiplin mi? Bunların hiçbiri doğru cevap değil. Bir çocuğun hem çocukluk çağında hem de yetişkinliğinde sağlam bir karaktere ve psikolojiye sahip olması için gerekli olan tek şey sevgi ve sevginin beraberinde tabii olarak gelecek olan ilgidir/değer vermektir. Peki neden sevgi ve ilgi bu mevzuda iki temel sac ayak? Niçin eğitim, okul, becerikli öğretmenler ve hatta anne yahut baba da değil? Evet, anne ve baba da tek başına yeterli olmuyor. Hatta bilinçsiz bir ebeveynlik hasta insanlara, hasta insanlardan da hasta bir topluma sebep oluyor. Kuru kuruya ne anne ne de baba bir işe yarıyor. Eğer onurlu ve şahsiyetli insanlar yetiştirmek istiyorsak evvela onlara verilmesi gereken şey sevgidir. Bakın size bir deneyden bahsedeceğim. Bu deney iki grup çocuk üzerinde yapılıyor. Bir grup çocuk aile ortamında sevgiyle ilgiyle büyütülüyorlar. Diğer grup ise kimisi yurtta kalan, ebeveyni tarafından terkedilmiş ve yetesi sevgi ve şefkate kavuşamayan çocuklardan oluşuyor. Deney ise şöyle: Her iki grup çocuğa da oynamaları için birkaç logo veriliyor. Birinci gruptaki çocuklar zaman zaman etraflarıyla ilgilenseler de asıl odakları önlerindeki oyuncaklar oluyor, dikkatlerini verip güzelce oynuyorlar. İkinci gruptaki çocuklar ise oyuncaklara duydukları ilgiden daha fazlasını çevrelerine, çevredeki insanlara duyuyor. Kimisinin şaşkın bakışları etrafta geziniyor, kimisi de olup bitenlerin farkına varmaya çalışıyor sanki. Çocukların genelinde bir güvensizlik, bir tedirginlik hakim. Sevgiye doyan çocuklar oyunun tadını çıkarırken bundan mahrum olan çocuklar oyunun tadını çıkarmaktan da mahrum kalıyor. Bu durumları sadece bu oyun  esnasından ibaret kalmıyor, Allah'ın dilemiş olduğu müstesna, çocukların tüm hayat ve ilişkilerine sirayet ediyor. Nasıl mı?

Sevginin altını çizmiştik. Hatta öyle ki sevgi ekmekten sudan bile ötedir. Çünkü insan sevildiği oranda var olduğunu hisseder. Sevildiği oranda kendinden emin olur. İnsanın sevgiye ihtiyaç duyduğu en kritik dönem ise bebeklik ve çocukluk çağıdır. İnsan bu çağlarda bu duyguya doymamışsa şayet ileriki yaşlarda da doymuyor. Sevgiye doymayan, bu yanı hiç tamam olmamış insan da gerek kişiler arası gerekse de hayatın diğer mecralarında olan ilişkilerinde tıpkı deneydeki çocuklar gibi bir güvensizlik ve tereddüt halini sürdürüp gidiyor. Sevgisiz ve ilgisiz büyüyen insanlar kendilerine özgü bir şahsiyete sahip olmakta güçlük çekiyorlar. Çünkü sevgi ve saygı açlıkları onları bulundukları kabın şeklini almaya zorluyor. Böylelikle kabul göreceklerini ve sevileceklerini sanıyorlar. Herhagi bir konuda insanlarla zıt düşmek onlara ağır gelebiliyor.  İnandıkları bir değer varsa arkasında sıra dağlar gibi durmayı beceremiyorlar. Kimileri de pek huysuz ve aksi olabiliyor. İnsanları yanlarına yaklaştırmayan, sıkı bağlar kuramayan bireyler haline de gelebiliyorlar. Bazıları kendilerini yetersiz buluyor, değer verilesi varlıklar olarak görmüyor ve başkalarını da sevmeyi bilmiyorlar. Çünkü nasıl sevilir, nasıl değer verilir bunu yaşayarak öğrenemediler. Hal böyle olunca ya dünyadan nefret eden bir nevrotik yahut başkalarını taparcasına seven ve anlam yükleyen bireyler oluyorlar. Bazıları kendilerini değerli hissetmek adına şöhret olmaya, zengin olmaya yahut giriştiği işte başarılı olmaya adıyor hayatını. Sırf biraz değerli hissetmek adına. Yani gerçekten istediklerinden değil çevrelerinden gelebilecek ilgiye olan ihtiyaçlarından ötürü bir işe girişiyorlar! Tıpkı deneydeki çocuklar gibi, önlerindeki işe değil çevreden gelecek olan tepkilere odaklanıyorlar. Mutlu olmak ve eğlenmek için değil sevgi ve takdir görmek için yapıyorlar birçok şeyi. İnsanlara sevimli görünmek adına kılıktan kılığa girebiliyor, rahatsızlıklarını dile getiremiyor ve bağımlı ilişkiler kurabiliyorlar. Bu da elbette insanın evvela şahsiyetine ve insanlık onuruna zarar veriyor. Bakın size çok çarpıcı bir örnek vereceğim: Rabb Allah yüce Kitabı'nda ; "Ey (Mûsâ!) Senin üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki (sevilesin), nezâretim altında büyütülüp yetiştirilesin." diyor ve bir ayet sonrasında ise şöyle buyuruyor, "Ben seni kendim için (risalet davasını yüklenesin diye) seçip yetiştirdim." SubhanAllah.. Rabbimiz risalet davasını taşıyabilecek bir şahsiyet var etmek için Musa'ya bir sevgi kılıyor. Yani onu görenler onu seviyor, ilgi gösteriyor ve değer veriyor. Böylelikle bir Nebi var oluyor, bir peygamber şahsiyeti doğuyor. Dikkat edilirse Rabbimiz "Sana bir servet bıraktım, iyi hocalar verdim, ana baba verdim" demiyor, asıl olanı, yani sevgiyi veriyor. Çünkü sevgi beraberinde ilgiyi de getiriyor. Artık bundan sonra, sevgiyle büyüyüp yetişkinlik çağına eren insan hem başkalarına hem de kendine rahatça güven duyabiliyor. Hayatında yeni bir şeye adım atacağı zaman çevreden gelecek olan tepkiler onun için geri planda kalıyor. Yaptığı şeyleri sırf birilerinden takdir görmek adına yahut kaybetme korkusundan ötürü değil, sevdiğinden ve sevgiyle yapıyor. Zorlama, ittirme bir hayat yaşamıyor, onurlu ve şerefli bir duruşu oluyor. 

Asıl olanın ebeveyn değil sevgi ve ilgi olduğunu dile getirmiştik. Peki kanıt nedir? Sevgili Nebimiz Muhammed aleyhisselam'a bakalım. O babasız ve anasız büyüdü. Fakat yanlarında yaşadığı ailelerden öyle ihtiram, sevgi ve kabul gördü ki annesiz ve babasız olmak onun şahsiyetinde bir iz, duygusal dünyasında bir açlık bırakmadı. Birde yakın tarihten örnek verelim. Necip Fazıl'ı tanımayan yoktur sanıyorum. Bir kitabında hayatından, çocukluğundan bahseder. Necip Fazıl hikayesinde babasından pek bahsetmez, annesi ise yaşadığı konakta kale alınır, bir şey sayılır bir kadın değildir. Fazıl annesinden pek dayak yemiştir. Lakin, konakta asıl sözü geçen, reis sayılan büyükbabasından tam bir sahiplenme, değer ve sevgi görür. Olanca yaramazlıklarının ardından koşup sığındığı yer dedesinin kürküdür. Necip Fazıl konakta el üstünde tutulan, övüldükçe övülen bir çocuktur. Fazıl bir de Selma adında bir kız kardeşinden bahseder. Selma abisi kadar değer verilen ve sevilen bir çocuk değildir ve bunun bir sebebi de kız olmasıdır. Fazıl konağı birbirine katarken tahmin edin Selma ne yapmaktadır? Selma duvar diplerinde gezinen, kimseye eziyet vermemek istercesine hayalet gibi yaşamakta olan bir kızcağızdır.. Necip Fazıl ve kız kardeşinin karakter ve davranışları arasındaki devasa uçurum.. Sebebi ne? Anne aynı anne baba aynı baba konak aynı konak. Elbette bu uçurumu açan iki çocuğun gördüğü sevgi ve ihtiram farklılığı.

Günümüzde ise birçok uzman çocuk gelişiminde anne baba vurgusu yapıyor. Bu uyarı elbette doğrudur fakat çocuk gelişiminde birincil ve en etken faktör bu olmamakla birlikte her çocuk da ebeveyn sahibi değil. Yani uyarılar kuşatıcı olması hasebiyle de sevgi ve ilgi üzerine yoğunlaşmalı ve insanlar gerçekten sevmeye teşvik edilmeli. Belki tutacağınız bir el ilk defa bir çocuğa var olduğunu hissettirecek. Niçin bilhassa yetimlerin başı okşanmaya teşvik edilmiştir? Çünkü onlar birincil dereceden bu ihtiyaçlarını karşılayacak anadan yahut babadan veya her ikisinden de mahrum. İnsanlar onları sahiplenip gözeterek aslında onların şahsiyetlerine ve doğru fıtrat gelişimlerine katkıda bulunmuş oluyorlar. Sözün özü; sağlıklı, güzel ahlaklı ve özgüvenli nesiller istiyorsak onlardan eksik etmememiz gereken şey evvela sevgidir. "Biliyorsun çünkü, sevgi güçlüdür."

-SON-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tüfek, Mikrop ve Çelik

Su ve Ateş

Sabah-Akşam Zikirlerini Yapmak İçin 10 Neden