Sonlarıma Doğru Bir Yazı
Geceden sabahın sıyrıldığı vakit
Bense ev kadınlığımı takınmışım, eğreti durmuş
Ağzımda bir ekmeği gevelerken
Annemi beklerken sofraya
İşte! Kapıda bir angarya.
Rütbeyle boy atan cüceler
Olanca ısrarlarıyla kapımı çalmakta.
Sorgu vakti, soruşturma vakti belli
Pişmanlığımın altına attığım ıslak imza
Plastik eldivenlerle toplatacak kelimelerimi
Tekrar bir bulantı, bir tiksinti olacağım
Elleriyle banar gibi bir tekne kusmuğa.
Açılacak tekrar süngülü dosyalar
Deliller tamam mı?
Sahi, beni ele veren neydi acaba
Mahalle düğününe çelenkle gidişim mi?
Bir cenazede çalan bandoya itirazım mı?
Ne?
Yakamın üzerine düşen bir damla yaş mı beni ele verdi
Yoksa dudağımın kenarını ısırışım mı?
Tırnak izleri mi avuçlarımda
Bunlar mı beni teslim edecek
O et dişleyen kambur adama?
Kim beni ele verecek
Hangi günahım, ne vakit uyanışım
Hangi türküm çiğneyip durduğum ağzımda
Dürtüşlerim, gıdıklayışlarım mı bu halkı
Yarasa olduklarına iman ettirilmiş
Gözleri karanlığa belertilmiş bu halkı..
Beni hangi kırbaç uslayabilir
Güneşimi hangi yağmur ıslayabilir
Kim yetişebilir benim nabzıma
Onu kim tutup da düşürebilir?
Ama artık şimdi
Yüklüyüm artıklarını bütün yorgunlukların
Kanaviçeye gurbet işleyen nişanlının
Demir döven ustanın
Babasını düşleyen kızın yorgunluğu bende.
Üzerimdedir milyonlarca bakışın yansıması
Engin ve asi, çıplak ve vakur, diri ve hırçın
Yüreğime düşüyor gölgeleri
O bakire, beyaz gecelikli küskün kızların..
Dikenlerle ahbaplık etmiş ayaklarım
Yadırgıyor bu sultan halılarını şimdi
Tıraşsız ensem, eskitme gocuğum, dededen yadigâr çakım
Süsünü bozuyor bu işveli hayatın
Çatırtı sesi geliyor, herhâl terliyor silahlarım
Çağırıyor beni dağlardan arkadaşlarım
Sesi kısılana kadar gâvurun fermanının
Erler pazularını kuşanana kadar
Toplayana dek saçtıklarını sırdaşım
İşte gidiyorum tekrar
Koynundaki boşluğa eşlik edecek papatyalarım
İşte! Senin yokuşunu tırmanıyorum yamaçlarda
Gidiyorum, yanıma sıcaklığını da alıp
Seni götüremem!
Ne olur anla.
Kanaviçeye gurbet işleyen nişanlının
Demir döven ustanın
Babasını düşleyen kızın yorgunluğu bende.
Üzerimdedir milyonlarca bakışın yansıması
Engin ve asi, çıplak ve vakur, diri ve hırçın
Yüreğime düşüyor gölgeleri
O bakire, beyaz gecelikli küskün kızların..
Dikenlerle ahbaplık etmiş ayaklarım
Yadırgıyor bu sultan halılarını şimdi
Tıraşsız ensem, eskitme gocuğum, dededen yadigâr çakım
Süsünü bozuyor bu işveli hayatın
Çatırtı sesi geliyor, herhâl terliyor silahlarım
Çağırıyor beni dağlardan arkadaşlarım
Sesi kısılana kadar gâvurun fermanının
Erler pazularını kuşanana kadar
Toplayana dek saçtıklarını sırdaşım
İşte gidiyorum tekrar
Koynundaki boşluğa eşlik edecek papatyalarım
İşte! Senin yokuşunu tırmanıyorum yamaçlarda
Gidiyorum, yanıma sıcaklığını da alıp
Seni götüremem!
Ne olur anla.
4.4.2020
-SON-

Yorumlar